Posted by: erturulword on: Nisan 28, 2009
Bostancı’da Devrimci Karargâh örgütünün merkez hücre evine operasyon düzenlendi. Ateş açılınca, operasyon çatışmaya dönüştü
Hücre evinin kapısına konulan bubi tuzağının patlaması ile bir polis şehit olurken, iki polis yaralandı. Dışarıya atılan 2 el bombası 4 polisi daha yaraladı
Teröristlerin polise Kalaşnikof ile açtığı yaylım ateşi sırasında bir kurşun önce gazeteciyi yaraladı ardından 16 yaşındaki bir genci öldürdü
İstanbul’un lüks semtlerinden biri olan Bostancı’da Devrimci Karargâh örgütüne yönelik operasyon çatışmaya döndü. İstanbul polisi, AK Parti İstanbul İl Başkanlığı ve Selimiye’deki 1. Ordu Komutanlığı’na yönelik yapılan saldırıların ardından bu eylemleri üstlenen Devrimci Karargâh örgütlerine yönelik çalışma başlattı. 7 aydır teknik ve fiziki takibe aldığı örgütün 1 Mayıs’ta gösteri alanları ve kamu binalarına yönelik bombalı saldırılar yapacağı iddiasıyla polis harekete geçti. İstanbul terör polisi Mayıs ayında yapmayı planladığı operasyonu 1 ay erkene çekip dün sabah 05.00 sıralarında operasyon başlattı. Terör timleri Bostancı Kültür Merkezi’nin hemen karşısındaki Emanet sokakta örgütün merkezi olan eve baskın yapmak için geldi.
KAPIDA BUBİ TUZAĞI
10 terör timi binanın çevresinde konuşlanırken bir tim ise kapıyı çalarak “Teslim olun” çağrısında bulundu. Ancak bu çağrıya silahla karşılık verilince polis timi dışarı çıktı ve çatışma başladı. Bir süre polisler ve evdeki terörist birbirlerine karşılıklı silahla ateş etti. İkinci operasyonda polis eve kapıyı kırarak girmek istedi. Ancak kapının kırılmasıyla birlikte harekete geçen ‘bubi tuzağı’ patladı. Patlamanın etkisiyle tim lideri olan Emniyet Amiri Semih Balaban ile iki polis yaralandı. Bu sırada terörist, yerdeki yaralı polislere kurşun yağdırdı. Polisler yaralı arkadaşlarını alıp hemen dışarı çıkarken örgütün lideri olduğu belirtilen Orhan Yılmazkaya ise camdan “Kanımızın son damlasına kadar vuruşacağız” diye bağırdı. Yaralı polisler hemen çevre hastanelerde tedavi altına alındı. Ancak tim âmiri Semih Balaban kurtarılamayarak şehit düştü.
POLİSE EL BOMBASI ATTILAR
Bir saat karşılıklı ateş açıldı ve saat 08.00′den sonra çatışma hareketlendi. Evin camından toplu halde bulunan polislerin üzerine birer dakika arayla iki el bombası daha atıldı. Bu patlamalar sonucunda ise yaralanan 4 polis çevredeki hastanelere kaldırıldı. Polis eve çok sayıda gaz ve sis bombası attı. Bu sırada sis bombalarından biri hücre evinin karşısında bulunan başka bir evin balkonuna düşünce yangın çıktı. Yangını polisler söndürürken operasyona polis helikopteri havadan destek verdi. 5 Özel Harekât timi de olay yerine geldi.
12 KİŞİ GÖZALTINDA
Evden polisin sis ve gaz bombalarına karşılık Kalaşnikof tüfeklerle yaylım ateşi açıldı. Bu sırada evden atılan bir kurşun önce olay yerini görüntüleyen NTV kameramanı İlhan Kandaz’ın kulağını sıyırarak yaraladı. Aynı kurşun 16 yaşındaki Mazlum Şeker’in ensesine isabet ederek ölümüne neden oldu, Murat İbrahimoğlu isimli vatandaş da çenesinden yaralandı. Bu sırada teröristler bulundukları apartman içersinde tek tek dairelerin kapılarına dayanıp ‘rehine’ almak istedi. Ancak başarılı olamadılar. Polis bir süre sonra üçüncü kez eve girmek için operasyon başlattı. Polisin açtığı yoğun ateş sırasında örgüt lideri Orhan Yılmazkaya öldü. Polisin yaptığı operasyonlarda bu örgütle ilgili 12 kişi gözaltına alındı. “gazetevatan. com” sitesinin genel yayın müdürü Aylin Duruoğlu da gözaltına alınanlar arasında.
EVDEN “CEPHANELİK” ÇIKTI
Operasyonda, Emniyet Âmiri Semih Balaban ve 16 yaşındaki Mazlum Şeker öldü, polis memurları, İbrahim Tonyalı, Ayhan Kıraslan, Arif Buran, Muammet Gültekin, Muhittin Akçı, Çetin Çimen, Ayhan Öner yaralandı. Burak İbrahim Ağaoğlu ve Fatih Yılmaz adlı iki vatandaş ile NTV kameramanı İlhan Kandaz da olayda yaralandı. Bostancı’da polisin operasyon yaptığı evi yaklaşık iki ay önce N.Ö. isimli bir kişinin nişanlısı diye tanıttığı bir kadın ve çocukla gelerek 1200 TL. aylık kira karşılığında tuttuğu belirtildi. Evde etkisiz hale getirilerek gözaltına alınan Melek Senem’in N.Ö. ile birlikte evi tutan kişi olduğu iddia edildi. ABD’de olduğu öğrenilen N.Ö.’nün kendisine evi kiralayan emlakçıya “İçerideki kişinin benimle ilgisi yok. Üniversiteden arkadaşım. Kusura bakmayın” şeklinde mesaj attığı öğrenildi. İstanbul polisi, Bostancı’daki hücre evine düzenlediği operasyonda cephanelikle karşılaştı. 6 saat süren çatışmanın ardından polis, hücre evine girerken çok sayıda bubi tuzağı ile karşılaştı ve bunları teker teker etkisiz hale getirdi. Polisin evde yaptığı incelemede 1 adet MP5 otomatik tüfek, 1 adet Kalaşnikof, 1 adet çift şarşörlü uzun namlulu otomatik silah bulundu. Polis dün sabah PKK ve sol örgütlere yönelik 60 ayrı adrese yaptığı operasyonlarda 40 kişiyi gözaltına aldı.
Posted by: erturulword on: Nisan 28, 2009
Vakıfbank, TEB, Akbank, Şekerban, Garanti, İşbank, Yapı ve Kredi, Fortis, Citibank, ING, Millennium, Turkland, Tekstil, Finans, HSBC, Eurobank Tekfen, Anadolu yüzde 4.39 akdi faiz uyguladı.
Gecikme faizini en düşük uygulayan banka yüzde 4.39 ile Vakıfbank oldu. Katılım bankaları hariç tutulduğunda Vakıfbank’ın ardından yüzde 4.71 ile Denizbank, 4.88 ile Turkisbank, yüzde 5.09 ile İşbank, yüzde 5.10 ile Ziraat ve Halkbank geldi. TEB, Akbank, Şekerbank, Garanti, Yapı Kredi, Fortis, Citibank, ING, Millennium Bank, Turkland, Tekstil, Finans, HSBC, Eurobank Tekfen yüzde 5.14 gecikme faizi aldılar. Albaraka yüzde 2.40, Kuveyt Türk yüzde 3.75, Türkiye Finans yüzde 4.35 gecikme faizi alırken, Asya Katılım gecikme faizi uygulamadı.
Posted by: erturulword on: Nisan 28, 2009
Gölbaşı’nda Ergekon soruşturması kapsamında arama yapılan villanın sahibi eski DYP Milletvekili Salih Çelen, bir ihbar üzerine villasının arandığını söyledi. Polis ve jandarma ekipleri, sabah saatlerinde Ergenekon soruşturması kapsamında eski DYP Milletvekili Salih Çelen’in Gölbaşı’nın Mühye köyünde bulunan villasında arama yapmaya başladı. Gazetecilerin sorularını cevaplandıran Çelen, villasında arama yapıldığını doğruladı. Ergenekon sanıkları ile ilişkisi olduğu ihbarı sonrasında villasının arandığını belirten Çelen, ihbar mektubunda Veli Küçük’ün adamı olmakla suçlandığını ifade etti.
EMEKLİ ASKERİN EVİNDE DE ARAMA
Öte yandan Jandarma ve polislerin, Çankaya’ya bağlı Mühye köyünde emekli bir askerin evinde arama yaptığı öğrenildi.
Posted by: erturulword on: Nisan 28, 2009
Törene, şehit Emniyet Amiri Balaban’ın annesi Fatma Balaban ve yakınlarının yanı sıra Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdülkadir Aksu, İstanbul Valisi Muammer Güler, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, ”Ergenekon” soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, CHP’li Gürsel Tekin, Mehmet Ağar ile emniyet teşkilatı mensupları katıldı.
Saygı duruşunda bulunulması ile başlayan törende, Balaban’ın öz geçmişi okundu. Törende konuşan Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile operasyonda şehit olan Semih Balaban ve vatandaş Mazlum Şeker’in ailesi ile yaralılarını hastanede ziyaret ettiklerini anımsatarak, ”Ziyaretlerde gördüğümüz metin ve kararlı gözler, bu ülkenin birlik, beraberlik ve kardeşliğine hiç kimsenin halel getirmeyeceğini, zarar veremeyeceğini bir kez daha gösterdi” dedi.
Bağış, bugün Milli Güvenlik Kurulu toplandığı için törene kendisinin ve Abdülkadir Aksu’nun katıldığını belirtti. Büyük bir acı yaşadıklarını vurgulayan Bağış, Türkiye‘nin birliğini, saygınlığını, itibarını, gücünü, kuvvetini içinde barındıran şehitlik mertebesi önünde saygıyla eğildiklerini söyledi.
ŞEHİTLİK MERTEBESİ
Egemen Bağış, sözlerini şöyle sürdürdü:
”İnançlarımıza göre Peygamberlikten sonra, en son mertebe olan şehitliğe ulaşmak herkese nasip olan bir şey değil. Semih kardeşimiz, genç yaşta o mertebeye yükseldi. Kesin olan bir şey var, hepimiz bu dünyaya veda edeceğiz. Ülkesi için, gelecek nesillere daha aydınlık bir Türkiye bırakmak için, canını feda eden, şehit olan kardeşimizin önünde saygıyla eğiliyoruz. Şehidimize Allah’tan rahmet, yaralılara geçmiş olsun diliyorum.”
Türk polisinin, Türk askeri gibi her zaman ilk çare olarak şefkati denediğini vurgulayan Bağış, polisin dünkü operasyonda da yine ”Teslim ol” çağrısıyla ilk olarak şefkati denediğini, ancak buna silah, bomba ve kurşunla karşılık vermeye kalkan haine, daha sonra anladığı dilden yanıt verdiğini belirtti. Bağış, şefkate gerekli cevap verilmediği için silahın son çare olduğuna dikkati çekti.
OĞUZ KAAN KÖKSAL
Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal da polisliğin, güvenlik kuvvetleri mensubu olmanın zor bir iş olduğunu belirterek, polislerin, dün olduğu gibi vatandaşın huzur ve güvenliği için canını ortaya koyduğunu kaydetti. Köksal, ”Hedefimiz ülkemizin bölünmez bütünlüğü, bayrağımızın yüceliği, Atatürk’ün emaneti Cumhuriyetimizi sonsuza kadar korumak ve vatandaşlarımızın huzur ve güvenini sağlamaktır” dedi.
Türk halkına, teşkilatı adına şükranlarını sunmak istediğini, halkın teşkilat mensuplarına görevlerini yerine getirirken hep sevecenlik gösterdiğini belirten Köksal, ”Göstermeyenlere de örnek olarak, Türk halkını ifade etmek istiyorum. Acılar paylaşıldıkça hafifler” diye konuştu. Vatandaşların emniyet teşkilatının acısını hafifletmek ve şehide karşı son görevini yerine getirmek için geldiklerini ifade eden Köksal, konuşmasını şöyle sürdürdü:
”Şehidimizin, yine personelimiz olan değerli eşi ilk andan itibaren bu gururu büyük bir vakarla taşımaktadır. Türk Polis Teşkilatı, güvenlik kuvvetleriyle birlikte her zaman teröre geçit vermeyen, terör nerede olursa olsun onun başını ezmek için dimdik ayakta duran bir teşkilattır. Elbette ki bu terör mücadelesini sürdürürken halkında diğer kuruluşlardan vatandaşlarından ve ismini burada zikredemediğim herkesten destek beklemektedir. Bu destekle şahlanarak bu ülke düşmanlarının, kanun tanımazların hakkından gelecek ve onların başını ezecektir.”
Köksal, dün yapılan operasyonlarda ortaya çıkartılan dokümanlar, silah ve mühimmat göz önünde bulundurulduğunda ve bu insanların, bu silah ve mühimmatla neler yapabileceği düşünüldüğünde, yapılan işin öneminin bir kez daha ortaya çıktığını belirterek, ”Böylesine bir teşkilatla ne kadar gurur duysak azdır” dedi.
56 AYRI NOKTAYA OPERASYON
İstanbul Valisi Muammer Güler ise İstanbul’da bir gecede 56 ayrı noktaya yapılan operasyonlarda, hain eylemleri ile tanınan terör örgütünün bütün unsurlarının ve lider kadrosunun ele geçirildiğini söyledi.
Operasyonun başarısının yanında 1 emniyet amirinin şehit olmasının, 1 vatandaşın hayatını kaybetmesinin ve 7 polis, 1 vatandaş ve 1 basın mensubunun yaralanmasının üzüntüsünü yaşadıklarını dile getiren Güler, sözlerine şöyle devam etti:
”Evladımızın acısı hiçbir zaman dinmeyecektir. Annesi, ‘Vatan sağ olsun’ diyecek kadar asil bir Türk annesinin gösterdiği yüce duyguyla hepimize önemli bir ders verdi. Yüreğindeki evlat acısıyla ‘Vatan sağ olsun’ diyebilen bir annenin, yüreğindeki eş sevgisiyle çocuklarının babasını kaybetmenin acısıyla ‘Vatan sağ olsun’ diyebilen kahraman polis memurunun ifadeleri herkese ders olsun.”
Güler, terörle mücadelenin psikolojik bir harekat olduğunu vurgulayarak, bu mücadelenin sadece güvenlik güçlerinin sorumluluk çerçevesinde bulunmadığını, herkesin üzerine düşen görevler olduğunu kaydetti.
VALİ GÜLER’DEN UYARI
Vali Güler, yapılan değerlendirmelerde güvenlik güçlerinin moral ve motivasyonlarını etkileyebilecek beyan ve davranışlardan kaçınılmasını isteyerek, bugün öğleden sonra düzenlenecek basın toplantısında operasyona ilişkin gerekli bilgilerin verileceğini söyledi.
”Şimdi şehidimize ağlamanın, yaraları sarmanın zamanıdır” diyen Güler, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü uğrunda asker, polis, korucu ve milletle topyekun mücadele verildiğini ifade etti. Muammer Güler, şehitlerin sayesinde, bu topraklar üzerinde Türk bayrağının dalgalanabildiğine dikkati çekerek, şehit ailesine şöyle seslendi:
”Emniyet teşkilatı evladınızın hatırasını büyük bir emanet olarak görecek. Bu teşkilat, vefalıdır, şehidine, yaralısına sahip çıkmayı bilir. Yüreğinizdeki acıyı dindiremeyiz, ama yapılması gereken her şeyin yapılacağına olan inancınızı muhafaza edin. Mücadele, azim ve kararlılıkla sürdürülecektir. Herkes bu mücadelede sorumluluğunu yerine getirmelidir.”
”BALABAN, TELSİZİNİ TERÖRİSTE KAPTIRMAMIŞTIR”
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah da, dün Bostancı’daki operasyonda yaralanan polis memurları Mehmet Ayhan Özer, İbrahim Tonyalı, Muhammet Gültekin, Ayhan Kıraslan, Çetin Çimen, Arif Buran ve Muhittin Atçı’nın tedavilerinin Haydarpaşa Numune ve Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesinde devam ettiğini ve durumlarının iyi olduğunu söyledi.
Hücre evlerine yapılan baskınlarda bol miktarda mermi, doküman ve bomba yapımında kullanılan malzeme ele geçirildiğini anımsatan Cerrah, şunları kaydetti:
”Üzüntümüz derin, acımız büyüktür. Devletimizi, milletimizi bölmek ve parçalamak isteyen, birlik ve beraberliğimizi hazmedemeyen şer güçleri, kendilerinin korkulu rüyası ve güven ortamının güvencesi olan Türk polisini ve Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğünü hedef almışlardır. Ancak devlet, millet ve rejim düşmanları şunu çok iyi bilmelidir ki devletimize kurşun sıkan hainlerin yaptıklarını, hiçbir zaman yanlarına bırakmamıştır, bundan sonra da bırakmayacaktır. Semih arkadaşımız teröristi ele geçirmek için her türlü yolu denemiş, ancak bu arada maalesef şehit olmuştur. Ayrıca Türk polisi silahını ve telsizini namusu bilmiştir. Telsizini de teröriste kaptırmamıştır. Teröristin anons ettiği telsiz kendisine ait olan telsizdir. Benim şehidimin telsizi ve silahı arkadaşları tarafından şehit olduğu noktada yanında bulunmuştur.”
Şehit Emniyet Amiri Semih Balaban’ın cenazesi, Eyüp İlçe Müftüsü İsa Gürler’in okuduğu duanın ardından omuzlara alınarak Polis Bandosu eşliğinde cenaze aracına taşındı.
Tören boyunca Emniyet Müdürlüğü binasında bulunan Balaban’ın çocukları Elif ve Şevval Balaban’ın, cenaze taşınırken camdan el sallayarak babalarını uğurladıkları görüldü.
Balaban’ın cenazesi, daha sonra Fatih Cami’ne götürüldü. Bu arada, törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de çelenk gönderdiği görüldü.
Posted by: erturulword on: Nisan 28, 2009
İsviçre’de bir trenle taşınan domuz gribi virüsü örneklerinin patladığı bildirildi… Yetkililer, özel bir kutu içindeki domuz gribi örneklerinin, trenle Zürih’ten Cenevre’ye götürülürken patladığını belirterek, patlamanın insanlar için tehdit oluşturmadığını kaydetti. Vaud kantonu polisi, cam tüpler içinde özel bir kutuda taşınan domuz gribi virüsü örneklerinin, Meksika’daki domuz gribi tipiyle bağlantılı olmadığını söyledi. Patlamanın, örneklerin kötü paketlenmesi nedeniyle meydana geldiğini söyleyen İsviçreli yetkililer, bir kişinin hafif yaralandığı patlamadan sonra 40 polis ve tıbbi uzmanın trene gelerek yolcuları kontrol ettiğini ifade etti. Örneklerin, İsviçre’nin insanlarda domuz gribini teşhiste daha etkili test geliştirme planı kapsamında Cenevre’ye götürüldüğü belirtildi.
Posted by: erturulword on: Nisan 26, 2009

|
Astrolojinin; M.Ö 4. Milenyum da Babil ve Mezopotamya bölgelerine kadar giden bir geçmişi vardır. Bu çağlarda astroloji, daha çok dini inanışların temelinde yaklaşılan bir olgu idi. M.Ö 3. Milenyuma doğru Mısır’da yayılmaya başlayan astroloji; yaşayan uygarlıklara savaşlar, kıtlık ve bereket gibi toplumların temel sorunları hakkında rehberlik etmeye başladı. Kendilerine özgü metotlar geliştiren Çinli’ler, Amerika Kıtasında Mayalar, Hindistan Bölgesinde yaşamlarını sürdüren topluluklar arasında yaygın bir şekilde ilgi gören astrolojinin tarihçesi, bazı kaynaklara göre M.Ö. 5000 yıllarına kadar geriye gitmekedir. Hatta, Mısır’da Giza bölgesindeki Antik Memphis kentinde bulunan piramitler üzerinde yapılan çalışmalar, gök cisimleri ile insanların ilgisinin M.Ö 10500 yıllarına kadar geri gittiğini göstermiştir. Eski Yunan ve Roma Devirleri “İlacın Babası” olarak bilinen Hippocrates; tıbbi konularda ve hastalıkların gelişimi ile ilgili öğretilerde öğrencilerine astrolojik olarak yaklaşımlarda bulunmuştur. M.Ö 8. yüzyılda yaşayan Şair Hesiod “çabalar ve güçler” adını verdiği uzun şiirinde, yıldızların ve gezegenlerin yaşamımızdaki önemini vurgulamıştır. Bu çağlarda astroloji, özellikle İmparatorluk zamanında zirveye ulaşarak yaşamın her bir kolunda eski çağ kültürü olarak yerini aldı. M.S. 2. yüzyılda Yunan Bilimcisi Ptolemy, “astroloji üzerine çalışmalar” adlı kitabında Güneş, Ay ve Yıldızların hareketlerini inceleyerek, bu hareketlerin insanlar ve yaşamları üzerindeki etkilerini yazdı. Bu eserler, eski çağlardan bize kalan önemli tarihsel belgelerdir. Orta Çağ ve Sonrası Güneş, Ay ve Gezegenlerin, farklı insan karakterinin üzerindeki etkisi, bu çağda Yunan ve Arap halkları arasında en az Simya kadar ilgi görmüştür. Astroloji- Simya konusunda okullar açılmıştır. Orta Çağdan sonraki zamanlarda da astroloji; imparatorların, doktorların, bilimcilerin, burjuva sınıfının, halkların yüzyıllarca ilgi alanında kalmıştır. Daha sonra 16. yüzyıl Avrupa’sının taassuba yönelik sert koşulları bu alanda çalışmaları sekteye uğrattı. Daha sonra Gezegenler arası mesafelerin keşifleri de “bu kadar büyük uzaklıklarda herhangi bir etkinin olup-olamayacağı” konusunda tereddütleri beraberinde getirdi. Fakat, bu alanda gök cisimlerinin yörüngeleri hakkında çalışmaları ile ün salan Kepler’in (1571-1630) ve 1700 yıllarında Fizikçi Sir İsaac Newton’un gezegenler arası etkileşimler ile ilgili çalışmaları astrolojiye katkı sağlamıştır. 20. Yüzyıl 19. Yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın ilk dönemleri diğer bilimsel konuların gelişimine sahne olduğu gibi, astroloji konusunda çalışmaların tekrar ağırlıklı olarak gündeme gelmesine vesile oldu. İsviçreli Psikanalist Carl Gustave çalışmalarında astrolojiden den yararlandı. İngiliz Astrolog Alan Leo, Rus Madam Blavatsky’ın astroloji üzerinde yoğunlaşmaları, İngiltere ve Almanya’da astrolojinin yeniden güncellik kazanmasını ağladı. 1970 yılında Amerikalı Dane Rudhyar, müzik ve felsefe konuları üzerinde çalışırken astroloji konusunda “Bilincin Gezegenleri” adıyla çok değerli bir kitap ortaya çıkardı. Bu eser, Amerika’da, Hollanda’da, Fransa’da çok büyük bir ilgi gördü. Yine bu dönemler, Amerika ve İngiltere’de profesyonel astrologların yetişmesi için okullar açıldı. İçinde Bulunduğumuz Yeni Milenyum Bir bilim ve sanat olarak Astroloji hala keşfedilmeyi bekliyor. Her yönüyle hızlı bir devinim ve yarışın olduğu günümüz koşulları, neden olduğu vahşice gelişen rekabet ortamında herhangi bir konuda odaklaşmayı ve dikkati yoğunlaştırmayı günden güne daha da zor hale getirmiştir. Bireyin kendini tanıması, varoluşunda mevcut olan potansiyellerini açığa çıkarması, sürekli yarış halinde olduğu çevre şartları ile olan çekişmeleri gibi ruhsal ve öz benlik temelinde yapılan analizlerle, çözüm doğrultusunda Astrolojiye olan talep giderek artmaktadır. Astroloji, bu çerçevede yaşam sürecinin her bir kesitinde davranışlarımızı daha bilinçli bir şekilde pratiğe geçirme konusunda bize kılavuzluk etmektedir. |
|
Posted by: erturulword on: Nisan 26, 2009
Evrende varolan galaksiler, onları meydana getiren yıldızlar, gezegenler ve takım yıldızlarının ait oldukları evrensel dengeler; kendi içlerinde sistematik yasalarla sonsuzluğun içinde yerlerini almışlardır. Bu sistematik yasalar; özünde fizik, matematik gibi birçok bilimin içerdiği katsayılar ve kurallar çerçevesinde işleyişini sürdürmektedirler. Bu yasalar; büyüklüklerin incelendiği gözlem çerçevelerine göre farklılıklar içerse de, karşılıklı etkileşim prensipleri; varoluş-yokoluş temellerinde süreçlerin devamlılığını kararlı bir şekilde devam ettirmektedirler. İçinde yaşadığımız dünyamızda; tıpkı birbirine geçmiş halkalardan oluşan bir zincirdeki gibi, bu büyüklüğün içinde bulunmaktadır. Bunu küçücük bir taşın suda meydana getirdiği dairesel halkalara benzetebiliriz. Her bir oluşumu meydana getiren enerji atımlarının etkisi, bir sıra silsile ile diğer halkalarda kendisini gösterir. Bu noktadan hareketle; Evrendeki her şeyin enerji olduğundan yola çıkarsak, bu sonsuz varoluşların sürekli birbirleri ile etkileşim içinde olduğunun kabul edilmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Evrensel enerji spektrumu içinde, ihmal edilebilir bir büyüklüğe sahip olan kendi yaşamsal penceremiz, gerçekten dar bir enerji ekseninde sıkıştırılmış durumdadır. Bu dar alandan, ait olduğumuz evreni kavramaya çalışan insan beyni çözüm yolunda, çözümsüz labirentlerle karşı karşıyadır. İnisiyatifimiz dışında ve denetleyemediğimiz enerji hareketlerindeki etkileşimler karşısındaki meraklı çabalar; insanları gözlem ve kayıtlara yöneltmiştir. Bu gözlem ve kayıtların kendi içlerinde periyodik, anlamlı tekrarları ve etkiledikleri oluşumlar, geniş zaman dilimleri içinde insanlara ve yaşamlarına rehber olabilecek istatistiksel bilgi birikimlerine neden olmuştur.
Bu yüzden, olayların felsefi yaklaşımları; hep etki-tepki prensiplerinden yola çıkılarak, nedenlerin incelendiği ve sonuçlandırılmaya çalışıldığı zihinsel çabalar olmuştur ve olmaya devam edecektir.
Bunlar baz alındığı zaman, Evrende ve onun küçücük bir kopyası olan dünyamız ve yaşamımızda; her bir olay, her bir oluşum veya varoluş gerçekleştiği ayni anda, kendini sönümlendirmeye çalışan zıt bir kuvvetin meydana gelmesine neden olur. Bu karşıt güçler, uzun zaman ortalamasında ya dengeye gelerek varlıklarını sürdürürler, ya da dengeyi sağlayamadıkları anda başka varoluşları ortaya çıkarmak üzere sönümlenerek yeni enerjilere dönüşürler.
Dünya da, bu evrensel anayasanın bir üyesi olduğuna göre, diğer gezegenlerle sürekli bir etkileşim içindedir. (Örneğin; Uydumuz Ay’ın belli zamanlarında yeryüzündeki etkisi, denizler üzerinde neden olduğu değişimler, Güneş patlamaları ile oluşan güneş rüzgarlarının dünyamız üzerinde yarattığı iletişim sorunları, Görünür bölgemiz dışında kalan elektromanyetik etkilerin ve elektromanyetik kirliliğin organizmalar üzerinde ki etkileri gibi sayısız örnekler sıralamak mümkündür.) Bu nedenle, kaçınılmaz olarak dünya üzerindeki her bir üyenin yapılanmasında bu karşılıklı etkiler kendini gösterecek, temel yapı taşlarının şekillenmelerine damgasını vuracaktır.
İnsanlar yaklaşık 3000 yılı aşkın bir süredir, gezegenlerin ve yıldızların hareketleri ile sürdürdükleri yaşam arasında bir ilinti kurarak, belki farkında olmadan evrensel fiziksel yasalarla örtüşen kuralların temellerini atmışlardır. Bu gerçeklerden yola çıkarak şu sonuca ulaşılmaktadır:
ASTROLOJİ; Pozitif bilimlerin ışığında fiziksel ve matematiksel bağıntılarla belirlenen evrensel çekim kuvvetlerinin etkilerinden yola çıkarak, kendi yaşam çerçevemize göre çok uzun zaman dilimlerini içeren istatistiksel bilgi birikimlerini değerlendirmesi ile olayları yorumlaması ve uzun yıllar alan çalışmaları içermesiyle, kesinlikle falcılık olarak değerlendirilmemesi gereken bir daldır.
Dünya, gökyüzü sonsuzluğunda birçok gezegen ile her an değişen açısal kuvvetlerin etkisi altındadır. (Bir bilardo topuna vuruşlarınızın etkisinin, uygulanan kuvvetin açısına göre değiştiğini hepimiz biliriz. Bu örnekle açısal kuvvetleri gözünüzde canlandırabilirsiniz.) Toplam açısal kuvvetlerin kombinasyonu ve olasılık sayısı, kavrama kapasitemizi zorlayacak büyüklüktedirler. Bizim yaşam zamanımıza göre öyle büyüktür ki; yaklaşık 26.000 yılda bir, gezegenler dünyamıza göre ayni açısal kuvvetlerin uygulandığı noktadan geçmektedirler. Bu da demektir ki; 26.000 yıl aralığı içinde oluşan varoluşlar, birbirine yakın açısal kuvvetlerin etkisiyle meydana geleceklerdir.
Dolayısıyla binlerce farklı kombinasyonun harmanlandığı bir dünyada, her birimiz payımıza düşen etkiyle karşı karşıya yaşamımızı sürdürmekteyiz.
Posted by: erturulword on: Nisan 26, 2009
Yoğun bir yaz mevsimi geride bıraktığımız şu günlerde bazılarımız hala fazla kilolarımızdan şikayet ediyor ve bir çok diyet formülleri ile boğuşup duruyoruz. Astroloji her konuda olduğu gibi, sağlıklı beslenerek, dengeli bir şekilde zayıflamamızı sağlayabilir. Yeter ki Astrolojinin bize önerilerini göz ardı etmeyelim ve burcumuzun, karakter yapımıza göre şekillendirmesine izin verelim.
Posted by: erturulword on: Nisan 26, 2009
Yıldızlar artık karakterimizi her konuda etkilerken, hafta sonun yaklaştığı şu günlerde eğlence yaşantımıza da ışık tutuyor. Bir partiye giderken nasıl giyinmeliyiz?.. Nasıl eğlenmeli? Neler yapmalıyız? Bulunduğumuz ortamlarda kimlere takılmalı? Kimlerden uzak kalmalıyız? İşte size güzel bir hafta sonu partisi rehberi…
Posted by: erturulword on: Nisan 26, 2009
| Bir bilim ve sanat olarak astroloji hala keşfedilmeyi bekliyor. Her yönüyle hızlı bir devinim ve yarışın hakim olduğu günümüz koşullarının neden olduğu vahşice gelişen rekabet herhangi bir konuya odaklanmayı günden güne daha da zor bir hale getirmiştir. Bireyin kendini tanıması, varoluşunda mevcut olan potansiyellerini açığa çıkarması, sürekli yarış halinde olduğu çevre şartları ile çekişmeleri gibi ruhsal ve öz benlik temelinde yapılan analizlerle, çözüm doğrultusunda astrolojiye talep giderek artmaktadır. Astroloji bu çerçevede yaşam sürecinin her bir kesitinde davranışlarımızı daha bilinçli bir şekilde pratiğe geçirme konusunda bize kılavuzluk etmektedir.
Astroljinin bize matematiksel, fiziksel ve ruhsal olarak sunduğu bilgilerin ışığında yaşamımız daha eğlenceli ve hoş olacaktır. Hayatımızı yönlendiren olguları, kendimizin yarattığını Astroloji söyleyecektir. Yaşam bize tercihler sunar ve biz seçeriz. Seçeneklerimiz ve reddettiklerimizin altında müthiş bir astroloji gerçeği yatıyor. Site içindeki bilgileri okurken ve yorumlarken sizin de öğrenebileceğinizi ve sevdiklerinizin yaşamına bir yorum getirebileceğinizi göreceksiniz. Başlangıçta bilmece gibi karmaşık gelen astrolojiyi daha çok sevecek ve yaşam biçiminiz haline getireceksiniz. |
|